Kur’ân’ın Zâhirî ve Bâtınî Meselesi

Kur’an’ın zâhiri ve bâtını konusu, tefsir ilmi açısından çok önemlidir. Özellikle «Tasavvufî tefsir» dediğimiz işârî tefsirlerin, tefsir olarak kıymeti ve dindeki yerinin bilinmesi açısından, bu konuyu İslâm âlimlerinin açıklamalarıyla ortaya koymaya çalışacağız.

Bu konunun temelini Hz. Peygamber’in (S.a.v) şu hadis-i şerifi oluşturmaktadır:
“Kur’an’ın her âyetinin bir zâhiri, bir bâtını vardır. Onun her harfi için bir hat (sınır) ve her hat için bir matla’ (hakikatını müşahade yeri) vardır.” [1]

A- Müfessir ve Muhaddislerin Konuyla İlgili Açıklamaları

Abdullah b. Abbas (R.a), âyetlerin zâhiri ve bâtını konusunda ilk açıklamayı yapan kimsedir. O der ki:

“Kur’an, birçok bölüm ve ilimler içerir. Onda, zâhir ve bâtın olan birçok şey vardır. Onun insanı hayrette bırakan ilimleri bitmez; ilimlerinin sonuna ulaşılamaz. Kim ona, yumuşaklıkla dalarsa kurtulur; ona sert olarak dalan kimse batıp helâk olur. Onda birçok haber, misal, helâl ve haramı bildiren hükümler, nâsih (önceki hükmü kaldırılan), mensuh (hükmü kaldırılan), muhkem (hükmü açık ve kesin), müteşabih (manası kapalı), zâhir ve bâtın âyetler vardır. Onun zâhiri, okunuşu, bâtını ise tevilidir (muhtemel manalardan birine göre açıklanmasıdır). Kur’an’ı öğrenmek için âlimlerin meclisinde bulunun, aman sefihlerden (dengesiz kimselerden) uzak durun.” [2]

İbn Cerîr-i Taberî (v.310/922) konumuzla ilgili hadis-i şerifi, senediyle birlikte şu şekilde zikretmiştir:
“Kur’an yedi harf üzere indirildi; ondan her harfin bir zâhiri ve bâtını vardır. Yine her harfin bir haddi (sınırı) ve her had için de bir matla’ (veya muttala’) vardır.” [3]

Taberî, «yedi harf» üzerinde geniş açıklama yaptıktan sonra, âyetlerin zâhir ve bâtın hakkında der ki:

“Âyetlerin zâhiri, (kaidelerine göre) okunuşudur; bâtını ise onun gizli olan tevilidir.

Hz. Peygamber’in (S.a.v) ‘Âyetlerden her bir hat için bir matla’ (veya muttala’) vardır’ sözünün manası şudur: Allah Teâlâ’nın Kur’an’da sınırlarını belirlediği helâl, haram ve diğer hükümlerden her biri için, belirlenmiş (yapan için) bir sevap ve terk eden için bir azap vardır; kul onu ahirette görür, kıyamet günü onunla karşılaşır.” [4]

Mühyissünne el-Begavî (v. 516/1122), yukarıda zikredilen hadis-i şerifi, senediyle birlikte naklettikten sonra şu açıklamaları yapmıştır:

Hadisin râvilerinden Ali b. Zeyd demiştir ki: “Kendisinden bu hadisi dinlediğim Hasan-ı Basrî’ye,

‘Her had için bir matla’ vardır’, sözünün manası nedir?” diye sordum, Hasan-ı Basrî,
“Bir topluluğun onun hakikatini anlayıp kendisiyle amel etmesidir” dedi.

Ebû Ubeyd (Kasım b. Sellâm) demiştir ki: “Hasan-ı Basrî’nin bu sözünün Abdullah b. Mesud’un (R.a) şu sözü ile aynı manada olduğunu düşünüyorum:

“Kur’an’ın her bir harfi veya âyetiyle amel eden bir topluluk olmuştur yahut amel edecek bir topluluk olacaktır.”

Kur’an’ın zâhiri ve bâtını konusunda şu açıklamalar yapılmıştır:

1- Zâhir Kur’an’ın lafzı, bâtın ise onun tevili yani muhtemel olan gizli manalara yorumlanmasıdır.
2- Kur’an’ın zâhiri Allah Teâlâ’nın bir kavme gazabından ve onlara azabından haber verdiği kıssalardır. O, zâhirde bir haberdir, onun bâtını ise onları yaptığı şeylerin benzerini yapan kimsenin başına da onlara gelen azabın geleceğine dikkat çekerek onu sakındırmadır.
3- İnen âyetin zâhiri, ona iman etmek, bâtını ise gereğince amel yapmaktır. Bütün âyetlerde şu iki durum birlikte zikredilir. Emir-nehiy, müjde-tehdit, öğüt-misal, geçmişte olan ve gelecekte olacak şeyler. Bütün bunlara, iman ve tasdikten sonra, gereğince amel etmek gereklidir.

Emirle amel, onu yapmaktır.
Nehiyle amel ondan sakınmaktır.
Müjdeyle amel, onu elde etmeye rağbet etmektir.
Tehditle amel, ondan korkmaktır.
Öğütlerle amel, onları tutmaktır.
Misallerle amel, onlardan ibret almaktır.

4- Kur’an’ın zâhiri, Allah Teâlâ’nın, “Kur’an’ı ağır ağır, tane tane hakkını vererek oku” (Müzemmil 73/4) âyetinde bildirdiği gibi onu indiği şekilde okumak, bâtını da o âyetler üzerinde derinlemesine düşünmek ve tefekkür etmektir. Cenâb-ı Hak bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Bu Kur’an, âyetlerini iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek (çok şerefli ve bereketli) bir kitaptır” (sâd 38/29).

Kur’an’ı güzel okumak, tâlim ve ders yoluyla olur; onu güzel anlamak ise sadık niyet, hürmet ve saygısını yüce tutmak ve temiz helâl lokma yemeye bağlıdır.

Hadis-i şerifin, “Her harfin bir haddi (sınırı) ve her had içinde bir matla’ (veya muttala’) vardır” kısmının açıklaması hakkında şunlar söylenmiştir:

Her harfin haddi, onu okurken durulması gereken noktada durmaktır; âyetin tefsirinde de aynı şekilde hareket etmektir. Yani âyetleri Hz. Osman’ın çoğalttığı imam mushafın kaidelerine göre okumak ve onu tefsir ederken de nakledilen ve işitilen doğru haberlerin dışına çıkmamaktır.

Hadisteki, “matla” yükselecek yer demektir. Yani her âyet için, onun taşıdığı ilmi anlamak için ulaşılacak bir yer ve makam vardır.

Matlaın, derin anlayış olduğu da söylenmiştir. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ Kur’an üzerinde güzelce düşünen ve tefekkür edenlere öyle anlayışlar ve manalar açar ki onu başkasına açmaz. Her bilenin üzerinde daha iyi bilen biri vardır.

Ebü’d-Derdâ (R.a) demiştir ki: “Kişi Kur’an için birçok izah ve yorum şekilleri bilmedikçe, tam manasıyla fakih olamaz.” [5]

İbnü’n-Nakîb el-Makdisî el-Hanefi (v. 698/1298) [6], Kur’an’ın zâhiri ve bâtını konusunda, Begavî’nin açıklamalarına şu ilaveyi yapmıştır:

“Kur’an’ın zâhiri, zâhir ilmine sahip kimselere açılan zâhirî manalarıdır; bâtını ise Allah Teâlâ’nın hakikat ehli âriflere bildirdiği sırlardan içerdiği şeylerdir.” [7]

İmam Süyûtî (R.a) (v. 911/1505), «el-itkân fî Ulûmi’l-Kur’ân» adlı meşhur eserinde, âyetlerin zâhiri ve bâtını konusundaki yukarıdaki hadisi Firyâbî’nin naklettiği zikrederek, bu konudaki birçok açıklamayı vermiş ve bu arada bir âlimin şu tarifini nakletmiştir:

“Kur’an’ın zâhiri, onun okunuşu; bâtını manasının anlaşılması; haddi, helal ve haram bildiren hükümleri; matlaı ise müjde ve tehditlerine dikkat kesilmektir.” [8]

Şerefeddin et-Tîbî (v. 743/1343), «Şerhu’t-Tîbî alâ Mişkâti’l-Mesâbîh» adlı hadis şerhinde, bu hadis-i şerif’i açıklarken ayrı bir tarih olarak demiştir ki:

“Kur’an’ın zâhiri, onun nakil yoluyla yapılan açıklaması, bâtını ise tevil yoluyla açığa çıkarılan gizli yönüdür.”

Tîbî, Kevâşî’den naklen der ki: “Tefsir, rivayetle ilgilidir; tevil ise dirayetle ilgilidir. âyetlerin haddi ve matlaı yani müşahade yeri için bir son yoktur; çünkü onlar, ârifibillâh zatların (Hakk’a vuslat) yoludur. Onlar, Allah Teâlâ ile kulları içinden seçtiği peygamberleri ve velileri arasında bir sırdır. Âyetlerin zâhirine ulaşma yolu, Arapça’yı güzel öğrenmek ve âyetlerin zâhiri manalarıyla ilgili nakilleri iyi tesbit etmektir. Âyetlerin bâtınına ulaşma yolu ise nefsi günahlardan temizlemek ve riyâzetle terbiye etmektir.” [9]

Molla Ali el-Kârî (v. 1014/1605), Tebrîzî’nin «Mişkâtü’l-Mesâbîh» isimli hadis kitabını şerh ettiği Mirkâtü’l-Mefâtîh adlı eserinde, Kur’an’ın zâhiri ve bâtınıyla ilgili hadis-i şerifi izah ederken, Begavî ve Tîbî’nin açıklamalarını verdikten sonra, ayrı olarak şu tarifleri eklemiştir:

Kur’an’ın zâhiri, ona iman edip gereğince amel etmek, bâtını ise fazilet derecelerine göre, kulların farklı anlayışlarıdır.

Kur’an’ın zâhiri, açık manası, bâtını ise gizli olanıdır. Bu gizli kısmı, Allah ile seçilmiş kulları arasında ki bir sırdır.

Hadisin, “Her haddin bir matlaı vardır” kısmına gelince, Kur’an’ın haddi, kulu engelleyen kısımlarıdır. Onlara, kulu, belirlediği çerçeveden çıkmaktan menettiği için “Allah’ın hududu” denir.

Matla’, “yüksek bir yerden çıkıp etrafa bakma mekânı” demektir. Buna göre hadisin manası şudur: Allah Teâlâ’nın Kur’an’da belirlediği her bir hadde yani kulları için koyduğu hükümlere ulaşma noktası vardır; kim ona yükselmeye muvaffak olursa o hükmün hakikatini anlar.

Kur’an’ın zâhirine ulaşma yolu, Arapça’yı ve onun zâhirî manasının bilinmesinin bağlı olduğu ilimleri öğrenmektir. Bu ilimler, âyetlerin iniş sebebi, nâsih-mensuh ve bunların dışındaki diğer ilimlerdir. Kur’an’ın bâtınını ulaşma yolu ise nefsi manevi kirlerden temizlenmek, zâhirî ilmin gereğiyle amel etmek ve âzaları dinin edebiyle edeplendirmek için riyâzet yapmaktır. [10]

Allâme Münâvî (v. 1031/1622), «Feyzü’l-Kadîr Şerhul’l-Câmii’s-Sagîr» isimli eserinde, yukarıdaki hadis-i şerifi izah ederken, Begavî, Tîbî ve Ali el-Kârî’nin açıklamalarını özetleyerek, sonunda Muhyiddin İbnü’l-Arabi’nin şu sözünü nakletmiştir:

“Eğer nefesi geniş biri isen, (sırlarını çıkartmak için) Kur’an denizine dal, yoksa zâhirî tefsirleri incelemekle yetin. Ehli değilsen ona dalma; dalarsan helâk olursun. Gerçekten, Kur’an’ın (ilim ve sır) denizi çok derindir.” [11]



KAYNAKÇA / DİPNOTLAR:

[1] İbn-i Cerîr, Câmiü’l-Beyân, 1/22 (Beyrut 2003); Begavî, Şerhü’s-Sünne, 1/214 (nr. 122); Tebrîzî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, nr. 238; Süyûtî, es-Sagîr, nr. 2727; ayrıca bk. Ebû Ya’lâ, Müsned, nr. 5149; “Her âyetin bir zâhirî ve bir bâtınî vardır.” kısmı için bk. İbn-i Hibbân, Sahîh, nr. 75; Taberânî, el-Kebîr, nr. 10107; Heysemî, ez-Zevâid, 7/152.

[2] Süyûtî, el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, 2/1220 (İbn-i Ebû Hâtim, Dahhâk’tan rivâyet etmiştir); Zürkânî, Menâhilü’l-İrfân, 1/500 (Beyrut 2005).

[3] İbn-i Cerîr, Câmiü’l-Beyân, 1/22.

[4] İbn-i Cerîr, Câmiü’l-Beyân, 1/66-67.

[5] Buraya kadar yapılan açıklamalar için bk. Begavî, Şerhü’s-Sünne, 1/214-215 (Beyrut 2003). Begavî’nin açıklamalarında kısmen tasarrufta bulunduk (Mütercim).

[6] İbnü’n-Nakîb el-Makdisî Ebû Abdullah Cemâleddîn Muhammed b. Süleyman el-Belhî (v. 698/1298), müfessir, mutasavvıf ve Arap dili âlimi. «Mukaddimetü Tefsîri İbni’n-Nakîb» adlı eseriyle «et-Tahrîr ve’t-Tahbîr» adlı tefsiri önemli eserlerindendir (bk. Abdülhamîd Birışık, İbn Nakîb el-Makdisî, DİA, 21/165-166).

[7] Süyûtî, el-İtkân, 2/1220.

[8] Süyûtî, el-İtkân, 2/1220.

[9] Tîbî, Şerhü’t-Tîbî alâ Mişkâti’l-Mesâbîh, 1/435 (Beyrut 2001).

[10] Ali el-Kârî, Mirkâtü’l-Mefâtîh, 1/453-454 (Beyrut 2001).

[11] Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 5/2316 (Riyad 1998).